25 Nisan 2020 Cumartesi

Z kuşağı ve büyüyen entelektüel uçurum

Batı da tabuları, aşılmaz denilen düşünsel kaleleri yıkan, yeni bir değerler sistemi yaratan intelijansiya 18. yy da doğmuştur: Ansiklopedistler. Fransız aydınlanma çağının en önemli hazırlayıcısı bunlardır.
Önceki kuşaktan bariz farkları olan bu kuşağın dünyası yetiştikleri çağdan farklıdır. İçinde Diderot, D'holbach, Voltaire gibi isimleri barındıran bu aydın grubun dini dogmalara karşı çıkması, otoriter rejim karşıtı olmaları ve tüm insanlığa kapsayıcı evrensel ortak bir sağduyu ekseninde hümanist bakış açısına sahip olmaları dolayısıyla tarihi topyekûn değiştiren olayları başlatan bir kuşak olmuşlardır. Aradaki detayları atlayarak bugüne gelecek olursak her gün dünya tarihinde görülmemiş bir ivmeyle artan hızda değişime tanıklık ediyoruz. Dedelerimizin doğduğu büyüdüğü zamanlardaki teknoloji ile şu andaki teknoloji arasında uçurumlar var. Şüphesiz bizim yaşlılığımız ile şimdiki zaman arasında da öyle uçurumlar olacaktır. Haliyle kuşaklararası kopukluğun en çok olduğu zamanlar bu zamanlardır. Anne çocuğunu çocuk dedesini farklı bir dünyadanmış gibi görmektedir. Burada değişen dünya görüşleri ile beraber aydın tanımının da güncellenmesi gerekiyor. Sözgelimi xx. yüzyılın ikinci yarısında eğitim hayatlarını sürdüren günümüzün entelektüelleri için gençliklerinde bilgiye ulaşmak şimdikinden çok daha zordu. Bir tarihçinin arşivlere girip tek tek Osmanlıca eserleri karıştırması gerekiyordu ve sosyal bilimcinin kütüphanelerde ansiklopedi peşinde koşması lazımdı. Tıbbiye öğrencisinin resimleri açık seçik olmayan atlaslardan ve şimdikine nazaran çok daha az bilgi bulunan kitaplardan anatomi, fizyoloji öğrenmesi lazımdı. Lakin şimdi bilgiye ulaşmak çok daha kolaylaştı. Artırılmış gerçeklikle insan vücudunu öğrenebiliyoruz, internette herkesin kullanımına açılan sınırsız sayıda dijital arşivden yerinden kalkmadan faydalanabiliyoruz, dünyanın başka bir ülkesindeki bir akademisinin yaptığı yayına yayınlandıktan 5 dakika sonra ulaşabiliyoruz ve tartışma platformlarında bu makale hakkındaki zıt görüşlerin birbirine girmesini izleyip bu diyalektik süreçten kendi sentezin oluşturabiliyorsunuz. Bilgiye erişim olanakları arttı lakin gençliğin bilgiye erişim talebi aynı ölçüde artmadı. Z nesli denilen nesil dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun aynı genel geçer tanımlamalar ile özetlenebilir: teknoloji bağımlısı, gerçek hayattan kopuk, kendine yarattığı sanal dünyanın güvenli sınırları içinde yaşamakta ve onun dışındaki gerçeklikler ile uyum ve bağlanma problemleri çekiyor. Yalnız. Daha önce hiç bir neslin olmadığı kadar yalnız. Bu sebeple her gün hayatı boyunca bir araya gelmeyeceği insanların hayatlarının 15 saniyesini paylaştığı sahte kesitlere muhtaç yaşıyor. Yalnızlığının, zayıflığının ve cehaletinin farkında lakin buna karşın içi kof özgüven sahibi. Atalarının, kültürünün hassasiyetlerden uzak, hatta yer yer sarkastik tavır içinde. Eskiye nazaran bilgiye, düşünceye, karanlıkta uçan baykuşa, hatta simurg'a giden yollar kısaldı, genişledi ama o yolların taliplisi kalmadı. İnsanlığın binlerce yılda tabiatı ehlileştirerek köleliği yıkarak diktatörleri ezerek insanca yaşam sunmak istediği nesilleri uğruna fedakarlıklarda bulunarak yarattığı zamanların meyvesi bu kayıtsız ve kutsalsız nesil mi olacaktı? Hani meşhur bir özdeyiş vardır zor zamanlar güçlü insanlar doğurur güçlü insanlar kolay zamanlar getirir kolay zamanlar zayıf insanlar doğurur.. Lakin istisna olacak gençler zor zamanları fikirleri ile aşmış aydınların birikimlerinin üzerine kendi gençliklerini feda ederek ve jenerasyonlarından farklı olmalarının, gönüllü sürgünlerinin ve acıların en derine saklı olanı olan düşünmeye cüret etme acısının üzerinde yükselerek tekamül süreçlerini tamamlamış çok az sayıdaki z kuşağı ferdi adeta nesillerin aptallığının diyetini ödercesine düşünce tarihinde hiç olmadığı kadar hakikate yaklaşacaklardır. Zaten her çağda yalnızca birkaç kişi düşünür, onlardan daha genişçe bir orta sınıf onların düşündüklerini anlar ve üzerine düşünür, 3. sınıf olan halk yığınları ise tüm bunlardan bihaber tarihin dışında yaşar denilmemiş midir? Bu sebepten ağır bir melankoli haline gerek yoktur. İllaki geleceği aydınlatan az sayıda da olsa parlak beyinler yetişecektir. Umalım onları anlama çabasına bile girmeyip mağaradaki suretlerden başka hakikat istemezük tavrı içindeki yığınlar tarafından m yutulmazlar. Öte taraftan günlerinden büyük çoğunluğunu bilgisayar telefon vesair teknolojik oyuncaklarla yerlerinden dahi kıpırdamadan kendi mağaralarında geçiren çoğunluk içi boş bir özgüven ve hatta bilgiye duyulan kıskançlıktan kaynaklanan nefret ile olgunlaşmakta. Duyar kasma, sen de başımıza aydın oldun tarzı çoğaltabileceğimiz örneklerden görüleceği üzere ad hominem bataklığı içinde debelenen hayat formları mevcut. Sarkastik ifadelerle post truth çağından truth ile humor aşmasına geçilecek. Önceden gerçek görmezden gelinirken şimdilerde dili olan herkesin ses çıkardığı ortamda gerçek ile dalga geçmek moda olmaya başladı. 20 yıl sonra şimdi gençlikten yetişkinliğe geçiş sürecindeki entelektüel çaba içinde olan münevver namzetleri ile ait oldukları kuşak arasındaki uçurum giderek açılacak ve günbegün daha da dışlanmış yersiz yurtsuz hissedecekler. Lakin bu sürgün Platonun Sokratesin idamından sonra gönüllü hakikat sürgününe benzeyecek. Bu aydınlar'ın çilesi daha yeni başlıyor. Önceki çağlarda aydınların derdi anlaşılmamak, seslerini duyuramamak idi; bu aydınların ise derdi ciddiye alınmamak dalga geçilmek ve hatta nefret edilmek olacak. Bu aydınlara ufak bir kısım tarafından saygı gösterilecek lakin içi boş özgüvene sahip insan yığınları ile fikiri ters düsmeyedursun görevi zaten tabuları yıkmak kar küreyici olmak olan aydınların kavgası asıl o zaman başlayacak. 
Ya da kim bilir belki de post humancıların emeli gerçekleşir de insanlığın sonu hakikat nefreti yüzünden değil de makineler yüzünden gelir. Oraya ulaşmışsak da zaten haketmişizdir.. 
26.04.2020 
MucerretVanDalism

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder